Bir tarihten çok daha fazlası. Bir şehrin kalbine kazınmış, adı her anıldığında içimizi titreten bir eşik.
Kahramanmaraş, üç yıl önce sadece binalarını değil; anılarını, alışkanlıklarını, seslerini, sabahlarını kaybetti. Aynı sokaktan defalarca geçip de artık kimseyi göremediğimiz, bir kapıyı çalıp da açılmayacağını bildiğimiz günler yaşadık. Bu şehir çok sustu, çok ağladı. Ama en çok da sabretti.
Bugün hâlâ yaralıyız. Bunu inkâr etmek kimseye iyi gelmez. Ama başka bir gerçek daha var: Bu şehir yıkıldığı yerden kalkmayı öğreniyor. Yavaş, sessiz ama inatla…
Sahada dolaşırken görüyorum; yalnızca enkaz kaldırılmıyor, umut da taşınıyor. Altyapıdan üstyapıya, yollardan sosyal alanlara kadar bir hareket var. Bitmemiş işler, eksikler elbette var. Ama niyet var, çaba var, emek var. Ve en önemlisi; dağınık değil, ortak bir irade var.
Farklı belediyeler, farklı isimler, farklı sorumluluk alanları… Ama aynı acının içinden geçmiş insanlar olarak bir yerde tek yürek olduklarını hissettiriyorlar. Bazen bir şantiyede, bazen bir mahalle toplantısında, bazen bir esnaf ziyaretinde… Kimse “ben” demiyor yüksek sesle, daha çok “biz” denilen bir dil hâkim.
Bu çok kıymetli. Çünkü Kahramanmaraş’ın artık gösteriye değil, samimiyete ihtiyacı var. Büyük cümlelere değil, tutulan sözlere… Kameralara değil, sahaya…
Şehrin bürokrasisinde de aynı ruhu görmek mümkün. Masaların arkasında değil, dosyaların arasında değil; sahada, vatandaşın içinde, derdi dinlerken rastlıyoruz onlara. Depremden sonra en zor şey güven duygusuydu belki de. İnsan, bir daha tutunabilecek mi hayata diye sorguladı. Şimdi yavaş yavaş o güven yeniden inşa ediliyor.
Kahramanmaraş düzelecek.
Bir günde değil, bir yılda değil belki…
Ama adım adım, taş üstüne taş koyarak.
Çünkü bu şehir sadece betonla değil, dua ile, sabırla, emekle ayağa kalkıyor. Ve bazen bir şehrin yeniden doğması için mucizeler değil; iyi niyetli insanlar, samimi yöneticiler ve birlikte yürümeye inanan bir irade yeter.
Maraş’ın kalbi kırık olabilir…
Ama hâlâ atıyor.
Hem de umutla.